Şehir Efsaneleri

Efsane Hikaye Blog

Tarihi Efsaneler

May-17-2008

Kırkpınar Efsanesi

Kırkpınar Efsanesi

Orhan Gazi’nin Rumeli’yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar’a ait Domuzhisar’ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan’ın topraklarında kalan Samona’da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür. Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş

Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi

May-11-2008

Tam Bir Milyon Pound

Tam Bir Milyon Pound

İngiltere’de yargıçların maaşı yokmuş. Onun yerine ihtiyaçları oldukça kullandıkları kredisi sınırsız çek defterleri varmış. İngiliz devleti hakimlerine o kadar güveniyormuş yani. Birgün hakimin biri bir bankaya gidip 1.000.000 poundluk bir çek bozdurmak istediğini söylemiş. Tabii ortalık birbirine girmiş. Banka yöneticileri en üst makamdan onay almadan bu kadar parayı veremeyecekleri söyleyip hemmen İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Başbakanlığa filan telefon etmişler. Ancak aradıkları her yerden gelen cevap aynıymış: ÖDEYİN! Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-11-2008

4 Feet 8,5 Inch

4 Feet 8,5 Inch

Dünyanın en gelişmiş ulaşım sistemi olan uzay gemilerinin füzelerinin genişliği 4 feet 8,5 inch imiş. Yani yaklaşık 1 metre 42 santim. Böyle modern bir araç için tuhaf olan bu rakamın ilginç bir hikayesi var.

ABD’de demiryollarının ray arası uzunluğu 4 feet 8,5 inch’miş. Niye 4 feet gibi düz bir rakam değil de, hesabı zorlaştıran küsürlü bir rakam seçilmiş?

Bu garip uzunluk ABD’de ilk demiryolları inşaatını yapanların İngiliz göçmenleri olmasına bağlanıyor. Çünkü İngiltere’de de rayların genişliği bu uzunluktaymış. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Lefter İneği Nasıl Öldürdü?

Lefter İneği Nasıl Öldürdü?

Efsanevi futbolcu Lefter iki takım arkadaşıyla idman sahasında çalışıyomuş. İdman sahası dediysek tarlanın ortasında iki direk, o kadar. Kenarda da inekler otluyo. Bi ara Lefter’in ayağına bi top gelmiş, bi abanmış gavur. GÜMMM! Top dooğru kenardaki ineklerden birinin tamm böğrüne… İnek şöyle bi silkelenmiş, titremiş, Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Kel Aliço Öküzü Yedi

Kel Aliço Öküzü Yedi

Büyük pehlivan Kel Aliço ilerleyen yaşına rağmen uzun süre güreşi bırakmamış. Sonra bakmış artık yaş yetmişe dayandı, “Bu kadar yeter, biraz da gençlere fırsat doğsun” diyerek meydanlardan ayrılmış. Günlerden Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Aman Paşam, Canım Paşam

Aman Paşam, Canım Paşam

Osmanlı ordusu Rusya seferinde. Savaş neredeyse Osmanlı lehine sonuçlanmak üzere. Bi akşam haber göndermiş Rus Çariçesi Katerina, “Paşa çadırıma buyursun, onunla konuşacaklarım var” demiş. Baltacı da duymuş taabi, Çariçe’nin şöhretini, koşşa koşşa gitmiş ziyarete.

Paşa çadıra girer girmez, o koskoca Çariçe ayaklarına kapanmış hemmen. “Aman” demiş, “Biz ettik sen etme. Bak ordumuz perişan oldu. Gel şunu bi oluruna bağlayalım. Sen de bizi affet.” Bu kısımda bazı “kaynaklara” göre Baltacı oluruna bağlamış, hadi Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Uzun Mehmet Kömürü Nasıl Buldu?

Uzun Mehmet Kömürü Nasıl Buldu?

Cumhuriyetin ilk zamanları, herkes “aman memleketi daha ilerilere götürelim” diye çırpım çırpım çırpınıyo. Böylesinden bilinçli bi komutan bi gün elinde bi kömür parçasıyla geçiyor birliğinin karşısına. Askerlere elindeki siyah nesneyi göstererek, “Bakın arkadaşlar, bu elimde tuttuğum şeye kömür denir. Böyle taş gibi durduğuna bakmayın, cayır cayır yanar bu meret. Şimdi hepinize birer hafta izin veriyorum. Bu numunelerden de yanınıza birer tane alın. Herkes köyünde, dağ bayır kömür arayacak” demiş.

Askerler dağılmışlar memleketlerine. Bunlardan biri de Uzun Mehmet adında Zonguldaklı, karayağız, babacan bir çocuk… Hasan hemen ertesi gün almış eline numuneyi, akşama kadar dolaşmış. Akşam eve eli boş dönmüş ama hiç bi’şey kaybetmemiş umudundan. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Atatürk Q Harfini Sevmezdi

Atatürk Q Harfini Sevmezdi

Efendim, Harf Devrimi kararı verilmiş. Türk alfabesinin harfleri belirleniyor. Arap alfabesinde bir kaf var, bir de kef.. Falih Rıfkı Atay başta, gençler, “k” harfinin ikisini de karşılayacağı inancında.

Tasarı Atatürk’e sunulmuş. O gece Ata’nın ünlü sofrasında konu bu harfler tabii. Başından beri Latin harflerine karşılığı ile bilinen Kazım Özalp Paşa dertli. Kaf ile Kef’in aynı harfle temsilini kabul edemiyor.

“Q harfi olmazsa ben imzamı nasıl atacağım paşam” diye soruyor Atatürk’e. Okyanusu geçmiş Atatürk. Yeni bir sorun istemiyor. “Bir harften ne çıkar onu da Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Saraydaki Felaketler Zincir

Saraydaki Felaketler Zincir

İtalya Kralı’nın oğlu 30 Mayıs 1867’de bi dükün kızıyla evlenecekmiş. Düğün için şenliklerin başladığı gün inanılmaz trajik olaylar zincirinin de başladığı tarih olmuş. Efsaneye göre, kraliyet ailesi bu olayları uzun süre halktan saklamış. Çünkü “sarayın etrafında uğursuzluk var” söylentisinden çekiniyolarmış.

Önce, gelinin giysilerinden sorumlu olan hizmetçi kendini asmış. Ardından, düğün alayını saraydan kiliseye götüren gruba liderlik eden komutan, güneş çarpması sonucu fenalaşıp hastaneye kaldırılmış, ancak kurtarılamamış. Bu arada, kızın çeyizini saraya getirmişler. Sarayın kapısı uzun süre açılmamış Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Churchill’in Çuvalı

Churchill’in Çuvalı

2. Dünya Savaşı’nda İngiltere başbakanı Churchill, Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girmesi için elinden geleni yapmış. Hatta sırf bunun için Türkiye’ye gelmiş ve İsmet Paşa’yla Adana’da görüşmüş. Ancak İsmet Paşa’yı savaşa girmeye ikna edememiş.

Churchill görüşmeden sonuç alamayacağını anlayınca gerisin geriye dönmüş. Ama Churchill bu. Hemen pes etmemiş kurt politikacı. İngiltere güçlü ama zaten Almanya ile savaş halinde. Bir başka savaşı göze alamadığından Türkiye’yi yolu yordamıyla tehdit etmek istemiş. Ne yapayım da edeyim diye düşünmüş, taşınmış. En sonunda ne yapacağına karar vermiş. Hemmen yaverinden bir çuval buğday getirmesini istemiş. Bir mektup yazıp çuvalın içine koymuş. Yaverine Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Osmanlı Taktiği

Osmanlı Taktiği

Osmanlı döneminde savaşa gidilirken, ülkede ne kadar deli ya da görünüş bakımından eli-ayağı bozuk, gulyabani tipli insan varsa hepsi toplanır ve ordunun en ön sırasında, düşmanın üzerine yürütülürmüş. Amaç, düşmanın psikolojisini bozmakmış.

Bi sonraki sırada ise, (affınıza sığınarak söylüyorum, ama anlatanlar hep böyle söylüyo) “daltarrak” denen adamlar bulunurmuş. Bunlar ise, saraya ufak yaşta alınan gayrı müslüm çocuklarıymış. Küçüklüklerinden itibaren sadece pirinç ve hamur işleriyle beslenip izbandut gibi olmaları sağlanırmış. Bi yandan da, her gün yağlı elleri ile mermer Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Perçinci Efe

Perçinci Efe

İzmir dağlarında dolaşan bir efe varmış. Çok mert, namuslu bir adammış. Bi tek kötü özelliği varmış: Bu adamcağız çok sık susar, susadığı zaman da gözü başka bi’şey görmezmiş. Günlerden bi gün efemiz dağlarda gezerken yine susamış. İçecek bi’şeyler ararken, sağdığı sütleri pazara satmak için götüren bir köylüye rastlamış.

Köylüye, “Yanında içecek bir şey var mı?” diye sormuş. Bizim zavallı köylü az önce matarasındaki son damla suyu içtiğini söylemiş. Bunun üzerine, “Güğümde ne var?” diye sormuş efe. “Süt” cevabına çok sevinmiş. Fakat ne yaptılar ne ettilerse bi türlü güğümün kapağını açamamışlar. Efe köylüye, “Açıl bakalım hele biraz” demiş. Tüfeğini doğrultup güğüme nişan almış. Öyle bi atış yapmış ki, güğümün sadece bi tarafını delmiş. E diğer tarafı da delecek olsa güğümü taşıyan eşek yaralanırmış. Efe açılan delikten kana kana süt içip sussuzluğunu gidermiş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Bol Yumurtalı Camii

Bol Yumurtalı Camii

Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan’a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvamış Selimiye camisini yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii.

Bir müddet sonra “Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız” diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç’ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Mimar Sinan’dan Mektup Var

Mimar Sinan’dan Mektup Var

Birkaç yıl önce, Süleymaniye Camii’sinin yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı anlaşılmış. Eğer çözüm bulunamazsa, koca cami kısa bir zaman içinde yıkılacakmış. Caminin tüm taşıyıcı yükü kemerlerindeymiş. Bu kemerlerin ortalarında bulunan kilit taşları zamanla aşınmış. Ama elde yazılı bir proje olmadığı için nasıl değiştirileceği bilinmiyormuş.

Hemen Türkiye’nin en yetkin mühendis ve mimarlarından oluşan bir heyet oluşturulmuş. Ortaya bir sürü fikir atılmış. Her kafadan bir ses çıkmış ama sonuç alınamamış. Tartışmalar sürerken caminin içinde büyük bir karmaşa sürüyormuş. Ülkenin çeşitli bilim kuruluşlarından bir sürü mimar, mühendis kemerleri inceliyormuş. Bu adamlardan biri ortalarda dolanırken, kazara, gizli bir bölme bulmuş. Bölmede, üzerinde eski yazı olan bir not varmış. Uzmanlara inceletilen kağıdın orijinal olduğu belgelenmiş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Japon Mucizesini Mimar Sinan Yarattı

Japon Mucizesini Mimar Sinan Yarattı

1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye’ye gelmiş. Heyet İmar ve İskan Bakanlığı’ndan izin alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofyayı, Yerebatan Sarnıcını filan gezdikten sonra sıra Sinanın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi’yle Sinan’ın öğrencisi Mimar Davut Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi’ne gelmiş.

Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Her geçen gün şaşkınlıkları daha da artıyormuş. Çünkü Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine Türkiye programının gerisini tamamen iptal edip, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Churchill’i Küflü Peyir Kurtardı

Churchill’i Küflü Peyir Kurtardı

Churchill ile İsmet İnönü’nün ünlü Adana buluşmasında, tarihin akışını değiştiren asıl olay, İnönü’nün Churchill’e kanmayıp Türkiye’yi savaşa sokmaması değilmiş. Bu görüşme sırasında, İnönü modern tıp dünyasına büyük bir yardımda bulunmuş.

İki lider buluştuklarında Churchill, İnönü’yü ikna etmek için elini kolunu sallayarak hararetle konuşuyormuş. Ancak İnönü kurt politikacı tabii, aslında karşısındakinin niyetini bildiğinden ve kararını çoktan verdiğinden pek de dinlemiyormuş. Öyle sağa sola bakarken Churchill’in elindeki lekelere gözü ilişmiş. Churchill’in ısrarlı konuşmasını durdurmak için bir ara “Sör, elerinizin durumunu beğenmedim. Hayrola?” deyivermiş. İngiliz: “Hiç sorma İsmet Paşam! Egzama oldum ve tedavisi de yok mendeburun” demiş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

Ata Sporumuz Kareteydi

Ata Sporumuz Kareteydi

Tüm dünyanın Çinliler’e ait olduğunu düşündüğü karate sanatı aslında özbeöz biz Türkler’e aitmiş. Çinliler kendilerinden daha az sayıda olan Türkler’e karşı savaş meydanlarında perişan oluyorlarmış. Onların deyimiyle; bir türlü bu bir avuç çapulcuyla baş edememişler. Sonuçta Çin Seddi’ni inşa etmişler.

Ama Türkleri durdurmak mümkün mü? Hayır! Duvarı aşıp akın akın geliyorlarmış. Bunun üzerine Çin hükümdarı Türkler’in yenilmezliklerinin sırrını araştırmaları casuslar yollamış. Bunlardan aylarca haber alınamamış. Çin hükümdarı daha fazla casus yollamış. Ama giden gelmiyormuş. En sonunda bir tanesi geri dönebilmiş. Ancak ağır yaralıymış. Türklerin enfes bir dövüş sanatına sahip olduğunu, bu nedenle hiç yenilmediklerini söyleyip son nefesini vermiş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

“Alo” Nerden Çıktı?

“Alo” Nerden Çıktı?

Telefonu açtığımızda “alo” deriz. Bu sözcüğün İngilizce “hello” kelimesinden geldiği gibi tamamen yanlış bir kanı var. Alo sözcüğünün çıkışı, aslında taaa Alexander Graham Bell’e uzanır.

Graham Bell telefonu icat ettiğinde bu aleti bir süre denemek için sevgilisiyle kendi evi arasına hat çekmiş. Bir yandan da yeni icatını geliştirmek için yoğun çalışıyormuş. Sevgilisinin adı Allessandra Lolita Oswaldo imiş. Bu sevimli kız evde canı sıkıldıkça Graham Bell’i arıyormuş.

Bell atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden, telefonu açar açmaz “Allessandra Lolita Oswaldo” diyormuş. Ancak genç kız o kadar sık aramaya başlamış ki; Bell, zamanla sevgilisine adını kısaltarak hitap etmeye başlamış. Telefonu her açışında “Ale Lolos” diyormuş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi
May-6-2008

O Yasak, Bu Yasak

O Yasak, Bu Yasak

4. Murat devri. Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak yasaklanmış. İstanbul’da bütün meyhaneler ve keşhaneler “underground” takılmaya başlamış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet İstanbul’a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış.

Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, “Ne var o testinin içinde?” diye sormuş. Sandalcı “Ne olacak, mey işte” diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 4. Murat’ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama yine de, “Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo musun?” diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, “Yahu hünkar ner’den görecek bizi denizin ortasında” demiş. Devamini Okuyun »

Kategori: Tarihi, İstanbul
May-6-2008

Atatürk’ün Odası

Atatürk’ün Odası

Pera Palasta Atatürk ün odasını ziyaret ettiniz mi? Giderseniz mutlaka bakın orda bir halı varmış. 1930 larda zamanın Hindistan başkanı Atatürk’e bir hediye vermek istemiş. Kahinine iyi bir hediye hazırlaması için emir vermiş. Kahin bir halı dokutmuş ve Atatürk’e hediye etmiş. Bu halının çok ilginç bir deseni var.

Halının üzerinde bir saat var 09:07′de durmuş(Atatürk ün beyin ölüm saati)ve etrafında 10 tane Kasım çiçeği..

Kategori: Tarihi