Şehir Efsaneleri

Efsane Hikaye Blog

Suçlu Efsaneler

May-17-2008

Yenge Abi Yolladı

Yenge Abi Yolladı

Hırsızın biri, bir evin çatısına çıkmış ve anten kablosunu kesmiş. Evin reisi tam TV’ye dalmışken yayın birdenbire kesilince televizyonunu bir süre kurcalamış, “Bozuldu herhalde” diyerek yatmış.

Ertesi gün adam işe gittikten sonra hırsız kapıyı çalıp adamın karısına, ”Yenge, beni abi gönderdi, televizyon bozuk, alın da bir bakın dedi” demiş. Saf kadıncağız da televizyonu vermiş. Akşam adam eve geldiğinde televizyonu görememiş ve karısından olayı öğrenince dumura uğramış tabii. Devamini Okuyun »

Kategori: Suçlu
May-17-2008

Zeki Hırsız

Zeki Hırsız

Kütahyalı bir kadın alışveriş için Yimpaş Mağazasına gider. Kütahyalı ya, evde ne kadar bileziği takısı varsa onların hepsini üzerine takar öyle gider. Kadının kolunda dirseklerine kadar olan bilezikleri gören uyanığın biri kadını takibe başlar. Kadın markette alışverişe başlar ve takibe başlayan adam usulca yaklaşır ve kadına “Hanımefendi bu kadar bilezik ve takıyı teşhir etmeniz biraz sakıncalı değil mi? Memlekette durumlar kötü. Herkes ekonomik olarak zorluklar erisinde. Kötü niyetli birisi sizi böyle görse size bir kötülük yapıp takılarınızı alabilir. O yüzden bütün takılarınızı çantanıza koymanız yararınıza olur” der…

Kadin korkuya kapılır ve kim olduğunu sorar adama. Adam da kadına ” Emniyet mensubuyum ” der. Kadın adamın sözlerine hak verir ve bütün bilezik ve takılarını çantasına koyar. Alışverişi tamamlayan kadın kasaya ödeme yapar aldklarını arabaya yüklerken aynı adam yardım etmek ister ve Devamini Okuyun »

Kategori: Suçlu
May-17-2008

İnce Zeka

İnce Zeka

Nebraska’da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekini için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardim edebilirdi fakat o da hapisteydi. Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve sorununu izah etti:

Sevgili David,
“Patates bahçemi belleyemeyeceğimden kendimi çok kotu hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.”

Sevgiler, Baban

Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı
Babacığım, Babacığım Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm.Devamini Okuyun »

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Mafya Komşum Var Benim

Mafya Komşum Var Benim

Zengin bi çiftin Los Angeles civarında bi çiftlik evi varmış. Bitişiklerindeki komşularının bi’takım mafya bağlantıları olduğunu duymuşlar ama hiç de öyle tiplere benzemiyolarmış doğrusu. Hatta, ilk taşındıklarında bizimkiler bunlara “hoşgeldin” ziyaretine gitmişler. Karı-koca temiz yüzlü, çok da kültürlü insanlarmış.

Bizim zengin çift bi akşam şehir merkezindeki evlerinde kalmış. Ertesi gün çiftlik evine geldiklerinde hırsız girdiğini ve karısının mücevherleriyle birlikte evdeki bi’kaç parça antika eşyayı çaldığını görmüşler. Hemmen bitişik komşularına gidip önceki akşam olağanüstü bi’şey -gürültü, kapılarının önünde bi araba filan- farkedip farketmediklerini sormuşlar. Evin beyi yumuşak bi sesle bu olaydan kimseye bahsetmemelerini söylemiş. “Şimdi evinize dönüp güzel bi uyku çekin. İzin verin ben bi’kaç telefon edeyim. Sabah da kahvaltı için bize gelin” demiş.

Bizimkiler hiçbi’şey anlamamış taabi. Ayıp olmasın diye “he he” diyip evlerine dönmüşler. Ama ertesi sabah komşularına gittiklerinde bütün çalınan eşyalarının salonun bir köşesinde onları beklediğini görünce şok olmuşlar. “Nasıl yaptınız” filan deyince mafya komşu, “Boşverin canım. Bi’kaç tanıdık var işte. Sağolsunlar beni hiç kırmazlar. Ben değil, onlar halletti” demiş.

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Ertisi Sabah Kabusu

Ertisi Sabah Kabusu

Bodrum’a yalnız başına tatile giden bi genç her gece bar bar dolaşıp körkütük sarhoş olana kadar içiyomuş. Çoğunlukla da bu barlardan birinde tanıştığı bi kadınla, oteldeki odasında noktalanıyomuş gece. Yine böyle bi gecede çok çok güzel bir kadınla tanışmış bizimki. Saat aslında o kadar ilerlememiş ama elinden kaçırmak istemediğinden kadını hemmen otele getirmiş. Gece boyunca tepişe tepişe sevişmişler, sonunda da yorgun düşüp uyuyakalmışlar.

Genç adam sabah uyandığında kadının yanında olmadığını görmüş. “Duş alıyodur her’alde”’ diye düşünerek banyoya gitmiş. Ancaak banyonun aynasına rujla yazılmış notu gördüğünde beyninden vurulmuşa dönmüş zavallıcık: “AIDS’lilerin arasına hoşgeldin!”



Konuyla İlgili

Haber sıkıntısı çeken bazı gasteciler zaman zaman şehir efsanelerine sığınabiliyo. Bu haberlerin çoğu da bize yabancı ajanslar aracılığıyla gelip, dış haberler sayfasında yerine alıyo. Kimi uyanık editörler ise bu hikayelere temsili resimler çizdirip Türkleştirerek koyuyo gastelerine. Yukarıdaki buna bi örnek. Ecnebi illerinde çok meşhur olan bu hikaye bizim gastelerin birinde Bodrum’da olmuş gibi verilmişti.

Aynaya rujla yazılan not dışında başka AIDS bulaştırma efsaneleri de var. Bunlardan birinde yaz aşkı kurbanına, “eve döndüğünde açmak kaydıyla” bi hediye veriyo. Kurban evine döndüğünde romantik bi atmosfer yarattıktan sonra açıyo hediyesini. Ve o an şok oluyo tabii ki. Paketten tahtadan (bazen de seramiktan) yapılmış bi tabut çıkıyo. İçinde de aynı not: “AIDS’lilerin arasına (ya da AIDS’lilerin dünyasına) hoşgeldin!”

Aslına bakarsanız gerçek hayatta, intikam amacıyla böyle ilişkilere giren AIDS hastaları yok değil. 1998 yılının başlarında, ABD’de Pamela Wiser adında bi kadın AIDS olduktan sonra 50 erkekle ilişkiye girdiğini açıklamıştı bi gazeteye. Ardından da tutuklanarak “adam öldürmeye tam teşebbüsten” yargılanmıştı. Ancak kadının, yattığı erkeklere AIDS’li olduğunu söylediği ama adamların takmadığı anlaşılmıştı.

Kategori: Suçlu
May-10-2008

AIDS’li Kuru Fasulye

AIDS’li Kuru Fasulye

Şikago’da bi çift evlilik yıldönümlerini kutlamak üzere Türk restoranına gitmiş. Yemekler son derece lezzetliymiş ama çift eve döndüğünde kadın olanının karnı felaket derecede ağrımaya başlamış. Geceyarısı hastanenin yolunu tutmuşlar. Muayene sonunda kadının zehirlendiği anlaşılarak midesi yıkanmış.

Amerika’daki hastanelerde, eğer talep edersen, böyle durumlarda nasıl zehirlendiğini anlamak için tahlil yapılıyomuş. Hani tazminat olayı filan var ya oralarda. Kadının midesinden çıkanlar incelendiğinde sperm kalıntılarına rastlanmış. Çift bunu öğrenince koşşa koşşa polise başvurmuş. Bunun üzerine restoranın personeli gözaltına alınmış. Yapılan sorgudan sonra bunu garsonlardan birinin yaptığı ortaya çıkmış. Meğerse bu vicdansız adam (Türk) bi’kaç ay önce restorana gelen müşterilerden biriyle tuvalette ilişki kurmuş ve kadından AIDS kapmış. Şimdi de intikam amacıyla yemeklere gizlice spermlerini katıyomuş.



Konuyla İlgili

  • Amerika’da yaygın olan bu efsane genelde Türk ya da Fas yemekleri yapan yerlerde olmuş gibi anlatılıyomuş. Gerçi Çin ve Hint restoranlarının yahut pizzacıların da adı geçiyormuş ama daha çok bizimkilerle Faslılar alıyomuş nasibini.
Kategori: Suçlu
May-10-2008

3000 Dolarlık Fatura

3000 Dolarlık Fatura

Beraber yaşayan bi çift ilişkisini bitirmek üzereymiş. Yalnız bu, biraz patırtılı kütürtülü, bol kavgalı bi ayrılıkmış. O aralarda adam uzak bi eyalete, iki haftalığına iş seyahatine çıkmış. Evden ayrılırken de kıza, “Sana ait ne varsa topla götür, benim bi iğneme bile dokunma. Döndüğümde seni bu evde görmek istemiyorum” demiş.

Adam seyahatten döndüğünde, korktuğunun aksine, kız arkadaşının sadece şahsi eşyalarını toplayıp gittiğini görmüş. Ortalık son derece düzenli, herşey yerli yerindeymiş. Yalnız yatak odasına girdiğinde telefonun açık olduğunu farketmiş, ahizeyi kulağına götürmüş ama karşıda kimse yokmuş. Bi süre sonra bi kadının konuşmasına benzer bi’şeyler duymuş ama çok parazit olduğundan hiçbi’şey anlamamış ve telefonu kapatmış.

Amaa bi’kaç hafta sonra telefon faturası geldiğinde acı gerçek ortaya çıkmış. Faturanın tutarı tam tamına 3000 dolarmış. Bu paranın ner’deyse tamamı, Tokyo’daki otomatik hava tahmin raporu veren bi numarayla yapılan uzun görüşmeden kaynaklanıyomuş.

Yaa, görüyon mu abicim kadının yaptığını. Vallayi korkulur bu karı milletinden. Kafaya koydu mu yapmıycakları yok bunların.



Konuyla İlgili

  • Bu efsanenin bi’kaç versiyonu daha var. Bunlardan birinde aynı intikam numarasını bi hırsız yapıyo. Hırsız, dışarıdaki giyim-kuşamlarından zengin olduğunu düşündüğü bi ailenin evine giriyo. Ancak karı-kocanın sadece gösteriş yaptığını, aslında evlerinin değersiz eşyalarla dolu olduğunu görünce Tokyo’daki hava tahmin servisini arayarak aileyi cezalandırıyo. Bi başka versiyonda da yine evi terketmesi istenen bi kız arkadaş var ama bu, yukar’daki kızdan daha insaflı. Sadece ayrıldığı erkek arkadaşının büttüün giysilerini kuru temizleyiciye vererek cezalandırıyo onu. Adam iş seyahatinden döndüğünde 500 dolar kuru temizleme parası ödemek zorunda kalıyo.
  • Bana bu hikayeyi İtalya’da konuşma hocam anlatmıştı. Onun hikayesinde hatun, beraber olduğu elemanın kendisini “iş gezisine gidiyorum” diye uyutup diğer sevgilisi ile tatile gittiğini oğreniyordu. (Bir İtalyan erkeği için gayet doğal bir davranış tarzı) Bu hikayedeki gibi, kadın anahtarıyla eve girip Japon yerel saat servisini arıyordu. Fatura miktarı, Claudio’nun hikayesinde (Claudio benim konuşma hocam) 600 milyon liretti. Adam kadını mahkemeye vermiş, ancak mahkeme; adamın kadına evinin anahtarını vermekle, ona içerideki tüm eşyaları kullanma hakkını da vermis olduğunu söyleyerek, kadının sadece bu “eşya kullanma hakkı”ndan yararlanmış olduğunu, bu nedenle de olayda suç unsuru bulunmadığı sonucuna varmış.
Kategori: Suçlu
May-10-2008

Toplu İğneli Sapıklar

Toplu İğneli Sapıklar

Bi grup üniversiteli genç diskoya gitmiş. Pistte dans ederlerken içlerinden bi kız acıyla bağırmış. Sanki biri iğne gibi birşey batırmış kıza. Yerlerine otururlarken arkadaşlarından biri kızın sırtına yapıştırılmış bir “sticker” (yoksa kağıt mı demeli) görmüş. Kağıtta “AIDS’liler arasına hoşgeldin bebek!” yazıyormuş. Herkes bunu kötü bir şaka olarak yorumlamış. Ancak kızın yine de içine kurt düşmüş. Bi’kaç hafta sonra hastaneye gitmiş. Yapılan tetkikler sonunda kızın kanında HIV pozitif olduğu belirlenmiş!



Konuyla İlgili


Bu hikayeye benzer bi haber TV kanallarından birinde yer almıştı. Hangi şehir olduğunu hatırlamıyorum. (İzmir’miş gibi geliyo) Haberde, şehirde bi takım insanların kadınlara iğne batırıp kaçtığından bahsediliyodu. Bi’kaç kadınla da kurban olarak konuşulmuştu hatta. Asparagas olduğu barizin barizi bi haber! Düşünsenize; kim, “sokakta biri bana iğne batırdı” diye polise başvurur? Böyle bi kayıt olmazsa haberi yapan muhabir nasıl konuşacak kurban bulabilir? Teksoy’dan gayrı tabii. Onu ayrı bi yere koymak lazım…

Bu hikayenin başka bi versiyonunda ise olay sinemada geçiyo. Karanlıkta yerine oturan kız acıyla yerinden fırlıyo. Eliyle şöyle bi koltuğu yokladığında canını yakan şeyin bi iğne olduğunu anlıyo. “Eşek şakası” diye düşünerek filmi seyrediyo ancak antrakt olup ışıklar yandığında koltuğa yapıştırılmış notu görüyo ve dünyası kararıyo: “Tebrikler! Artık sen de bir AIDS’lisin!”

Hürriyet’in tüketici köşesi yazarı Erkan Çelebi (Tüketicinin Erkan Abisi) maalesef Mart 1999’da zokayı yuttu ve ona gelen bir e-mail mesajına, “olay bana saçma geldi ama yine de dikkatli olmakta fayda var” notunu düşerek köşesinde yer verdi. Gelen mesaj yukarıdaki “sinema koltuğundaki AIDS’li iğne” olayının Türkiye’de de yapıldığını söylüyodu. Aslında bu, o dönemde gazetecilerin mail adreslerine gönderilen bi zincir mektuptu. Erkan Abi yazmadan önce aynı e-mail’i Hürriyet Pazar’ın o zamanki İnternet yazarı Haluk Kalafat, “Al bak, tam senlik mevzu” diyerek bana da göndermişti. Fakat durumdan bi haber olan Erkan Çelebi, bütün iyiniyetiyle patlattı bombayı. Kendisine tufaya düştüğünü anlatan bir e-mail gönderdim ama ses çıkmadı Erkan Abi’den.

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Böyle De Hırsızlık Olur Mu?

Böyle De Hırsızlık Olur Mu?

Kızkardeşimin kapı komşusu bi akşam arkadaşlarından birinin verdiği bi partiye katılmış. Gecenin ilerleyen saatlerinde partide tanıştığı bi kız, aynı saatlerde okuldan arkadaşlarının verdiği bi parti daha olduğunu söyleyerek birlikte oraya gitmeyi teklif etmiş. Çocuk seve seve kabul etmiş çünkü teklifi yapan gerçekten de çok alımlı bi kızmış. İkisi evden ayrılmışlar ve başka bi semtte olan partiye katılmışlar. İçki, şamata gırla gidiyomuş. Zaten daha evvelki evde de epeyce yükünü aldığından çocuk, epeyce sarhoş olmuş. Bi ara esrarlı sigaralar da çıkıp elden ele dolaşmaya başlayınca bizimkinde film iyice kopmuş.

Çocuk sabah başında müthiş bi ağrıyla uyanmış. İlk anda anlayamamış ama bi’kaç saniye sonra banyodaki küvetin içinde yatmakta olduğunu farketmiş. Üstelik küvetin içi ağzına kadar buz doluymuş. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken karşısındaki fayanslarda rujla yazılmış notu görmüş: “Ölmek istemiyorsan hemen 911’i ara.” (Bilmeyenler için: Bu numara ABD’de acil yardım çağrısı için kullanılıyor.)

Telefon da hemen yanıbaşına uzatılmış durumdaymış zaten. Hala uyku sersemi olan çocuk numarayı çevirmiş ve karşısına çıkan operatöre durumu anlatmış, “Aslında nerede olduğumu ve sizi niye aradığımı bilmiyorum” demiş. Operatör yavaşça küvetten çıkıp aynanın önüne gitmesini istemiş çocuktan. Çocuk zorla kalkmış yerinden ve denileni yapmış. Aynanın önüne geldiğinde operatör, “Şimdi arkanı dön. Bak bakalım yara izi gibi bi’şey var mı?” diye sormuş. Gerçekten de sırtının alt tarafında karşılıklı, 10 santim uzunluğunda iki dikilmiş kesik varmış çocuğun. Bunu söylediğinde, “Şimdi hemen küvete geri dön. Seni almaya bi ekip gönderiyoruz” demiş 911 operatörü.

Meğer çocuğun gece tanıştığı kız organ hırsızları ile işbirliği yapan bi vicdansızmış. İyice sarhoş ettikten sonra bayıltıp iki böbreğini birden çalmışlar zavallının. Çocukcağız şimdi dializ makinasına bağlı vaziyette bi hastane odasında, yaşamını sürdürmesi için gerekli olan böbreği bekliyomuş. Ancak maalesef bu çok çok zor bulunan bi’şeymiş. Bi böbrek karaborsada tam 10 bin dolardan alıcı buluyomuş.



Konuyla İlgi

İlginçtir; kaynaklara göre bu hikayenin (muhtemel) orijininde Ahmet Koç adında Türkiyeli bi Kürt’ün yaşadığı böbrek hırsızlığı vakası var. Reuters’in 8 Aralık 1989 tarihli bülteninde yeralan habere göre Koç, “Benim İngiltere’de şirketim var. Sana da birşeyler ayarlarız” diyen bi Türk işadamı tarafından Türkiye’den Londra’ya getirilmiş. Adam, iş için sağlık kontrolünden geçmesi gerektiğini söyleyerek Ahmet Koç’u hastaneye götürmüş. Burada kan testi için bi miktar kan alınmış ve bir de iğne yapılmış zavallıya. Koç bundan sonrasını şöyle anlatıyor:

“İğneden sonra bayılmışım. Uyandığımda kendimi her tarafıma kablolar sarılı vaziyette yatakta buldum. Başımda da gürültülü bi makina vardı. Sonra bi hemşire yemek getirdi ve apandisitimin alındığını söyledi. Hastanede bi’kaç gün daha kaldım. Sonunda birisi gelip böbreğimin birini aldıklarını daha doğrusu çaldıklarını açıkladı ve bundan kimseye bahsetmemem için bana yüklü bir para teklif etti. Ben de ihtiyacım olduğu için parayı kabul ettim.”

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Diş Fırçasıyla Ne Yapmışlar?

Diş Fırçasıyla Ne Yapmışlar?

Boğaziçi’nden bi grup öğrenci sömestrde tatil için İngiltere’ye gitmiş. Bunlar bi araba kiralamış; sabah yola çıkıyorlarmış, önlerine çıkan her kayda değer yerde mola verip sonra da akşam bi yerlerde konaklıyolarmış.

Bi akşam İskoçya yakınlarında bi restoranda yemek yemişler. Bi ara arabayı kullanan çocuğun aklına kapıları kilitlemediği gelmiş, koşarak arabanın yanına gitmiş. Nası koşmasın, sürekli seyahat halinde olduklarından bütün eşyaları da arabadaymış bizimkilerin. Arabanın yanına geldiğinde asayişin berkemal olduğunu görüp rahatlamış çocuk. Bütün eşyalar olduğu gibi duruyomuş.

Buraya kadar herşey iyiymiş hoşmuş da Türkiye’ye döndükten sonra tatil fotoğraflarını tab ettirdiklerinde iğrenç bi durumla yüzyüze gelmişler. Fotoğrafların 5-6 tanesinde bizimkilerin kiralık arabasının üstünde bi grup serseri varmış. Herifler, arkadaşların diş fırçalarını çüklerine, kıçlarını sürer durumda pozlar vermiş kameraya. Fotoğrafların çekildiğini sandıkları akşamdan (İskoçya restoranı) o ana kadar arada tam 10 gün varmış ve bizimkiler –gulp!- bu süre içinde herşeyden habersiz kullanmışlar diş fırçalarını.



Konuyla İlgili

Türk geyik literatüründe, “çük fırçası” başlığıyla anılan ve “Bizim okuldan bi grup İngiltere’ye gittiklerinde…” giriş cümlesiyle anlatılmaya başlanan bu hikaye aslında yüzde yüz dış mihraklı. Sonradan karakterleri Türkleştirilip bize maledilmiş. 1990 yılında anlatılmaya başlanan efsanenin Batı versiyonlarında kurbanlar genelde balayına çıkan bi çift, ya da tatildeki iki kız arkadaş oluyo. Serseriler ise çoğunlukla bi grup zenci diye anılıyo. Jamaika, Hawai, Meksika ve Kosta Riko ise efsanenin geçtiği en popüler ülkeler.

İnternet’teki şehir efsaneleri tartışma grubunda bu konuda çok ilginç bi hikayeye rastladım. Usenet’teki tartışma grubunun üyeleri çoğunlukla konuyla yakından ilgilenenlerden oluşuyor: Araştırmacılar, folklor uzmanları, sosyoloji öğrenimi görenler vb. Yani aşağıya aldığım hikaye (daha doğrusu olay) bu gruptan biri tarafından anlatıldığı için muhtemelen doğru.

“Nişanlımın annesi bi akşam bize bildik hikayeyi anlattı: Bi kadın Meksika’ya tatile gitmiş. Bu dönemde oteldeki odalarına birinin girdiği anlaşılmış ama hiç bi’şeyleri kaybolmamış. Ancak evlerine döndükten sonra tatil fotoğraflarını tab ettirdiklerinde sürprizle karşılaşmışlar. Fotoğraflarda bi serseri varmış ve adam, aile fertlerinin diş fırçalarını genital organlarına sürerken gözüküyomuş.

Kayınvalidem kurbanın onunla aynı hastanede çalışan bi hemşire olduğunu da sözlerine ekledi. Onlarca kez dinlediğim bi efsaneydi bu. Nişanlımın annesine bunu söyledim ama o, hikayenin kesinlikle doğru olduğu konusunda ısrar etti. Hatta iddialaşma esnasında biraz dozu kaçırıp, işi alay etme boyutuna vardırdım.

Bu konuşmadan bi hafta sonra nişanlımı evinde ziyarete gittiğimde annesi beni kapıda görür görmez kahkahalar atmaya başladı. İçeri koşup elinde birkaç fotoğrafla geri döndü. Haklı olduğunu kanıtlamak için hemşire arkadaşından fotoğrafları istemiş, o da getirmişti.

Evet, fotoğraflar gerçekti! Sakallı, muzip bakışlı bi genç olmadık yerlerini fırçalarken arkadaşı da durumu kamerayla tespit etmişti. Sanırım efsaneden feyz alan gençler bu aileye iğrenç bir sürpriz yaparak yılların efsanesini gerçeğe dönüştürmüş.”

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Hayırsever Hırsızlar

Hayırsever Hırsızlar

Bizim apartmana yeni taşınan bi aile anlattı bu olayı. Bunların eski oturdukları semtte bi komşuları varmış. Karı koca yaşayan, çok zengin tiplermiş bunlar. Evleri değerli antikalarla, eşyalarla filan doluymuş. Çiftin bi gün arabası çalınmış. Hemen polise başvurmuşlar taabi. Ama aradan iki gün geçmiş, polisten bi haber çıkmamış.

Üçüncü günün sabahında adam arabasının kapının önünde durduğunu görmüş. Hayretler içinde aşağıya koşmuş. Araba tertemiz, hiç bir vuruğu çarığı olmadan geri gelmişmiş. Ön koltukta ise bir not varmış:

“Sevgili komşumuz, biz sizinle aynı mahallede oturan bir aileyiz. Acil bir durum sebebiyle arabanızı izinsiz almak durumunda kaldık. Başta korkudan ve utancımızdan arabayı şehrin başka bir bölgesine bıraktık ama gönlümüz elvermediği için gördüğünüz gibi geri getirdik. Sosyal statümüz gerçekten de böyle bir şeyi yapacak kadar düşük değil. Bizi affetmeniz için size haftasonunda Silivri Klassis Otel’de iki kişilik yer ayırttık. Tüm harcamalarınız tarafımızdan ödenecektir. Saygılarımızla.”

Adam çok şaşırmış tabiatıyla. Karısına durumu anlatmış. Karısı hemen Klassis Otel’i aramış. Gerçekten de adlarına iki kişilik yer ayırtılmışmış ve beş kuruş da para almamaları tembih edilmiş otel yönetimine. Bizim çift başta epeyce kararsız kalmış ama sonradan centilmen hırsızlarının samimi olduğuna ikna olup Silivri’ye gitmişler haftasonu için.

Döndüklerinde (tahmin ettiğiniz gibi) bomboş bi halde bulmuşlar evlerini. Salonun ortasında da bi not varmış: “Umarız eğlenmişsinizdir. Belki inanmayacaksınız ama yeni bir acil durum çıktığı için eşyalarınızı bir süreliğine ödünç aldık. Yoksa bildiğiniz gibi sosyal statümüz bunu yapmaya kesinlikle uygun değil. Saygılarımızla…”



Konuyla İlgili

  • Annem nereden duyduysa, benzer bir hikaye anlatmıştı. Bir belediye otobüsünde adamın teki yanında oturan kadına, “Bacım kolunda bu kadar bilezik taşıma. Zaman kötü” demiş. Kadın da korkuya kapılmış ve bilezikleri çıkarıp hepsini çantasına koymuş. Otobüsten indiği sırada o adam çantayı kapıp kaçmış. Birkaç gün sonra hırsız kadının evine telefon edip, “Ben pişman oldum. Kocanla filanca yere gel, altınları al” demiş. Kadın da kocasını alıp buluşma yerine gitmiş. Buluşma yerinde boşuna beklemişler taabi. Eve bi dönmüşler ki, kapı ardına kadar açık, yükte hafif pahada ağır ne varsa yad ellere kavuşmuş!
  • Hakan Şükür, bu efsanenin hemen hemen aynısını TGRT’de katıldığı bir canlı yayında, kendi komşusunun ağzından anlatmıştı.
  • “Oltada Balık Çantada Keklik” (Shooting Fish) adındaki İngiliz komedi filminde bu efsanenin aynısı vardı. Bir çift, filmin kahramanlarının arabasını soyuyor. Kahramanlarımız arabayı çalanlardan, kendi arabalarını çalıp (!) dolandırıcılık yapıyorlar. Ertesi gün de, yine onların evinin önüne arabayı bırakıp üzerine iki tane tiyatro bileti ve bir not koyuyorlar. Bizim kek çift de (arabayı çalanlar) tiyatroya gidip köpeklerin bir gününü anlatan, herkesi uyutan iğrenç bir oyunu izliyor. Bu sırada kahramanlar onların evine girip daha önce işledikleri suçun delillerini eve bırakıyorlar. Eve dönen kek çifti kapıda polis karşılıyor… Ne intikam ama!
Kategori: Suçlu
May-10-2008

Zavallı Hırsızcık

Zavallı Hırsızcık

Bi karavan parkının sakinleri bi sabah en dipteki karavanların birinin yanında boylu boyunca yatan bi adam bulmuşlar. Adamı başta sarhoş olup sızan biri sanmışlar, çünkü büyük bi kusmuk gölünün ortasında yatıyomuş herif. Ama elindeki bidondan ve hortumdan, daha da önemlisi kapağı açılmış depodan hırsız olduğu anlaşılmış.

Meğer herifçioğlu, olmadık bi kazaya kurban gitmiş. Deposundan benzin çalmaya teşebbüs ettiği karavanın aslında yan yana iki deposu, taabi iki de depo kapağı varmış. Bunlardan biri, evet, çalmayı düşündüğü benzinin olduğu deponun kapağıymış. Ancaaak, hemen yanındaki kapak ise karavanın fosseptik deposuna aitmiş. Anlayacağınız hırsız midesine, hortumla benzin değil lağım çekmiş. Sonrasında da midesini boşaltmış boşaltmasına da yine de hasta edip, bayılmasına yol açmış içtikleri…

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Pompalı Ceza

Pompalı Ceza

Yolunuz Taiwan’a düşerse aman ha özellikle ıssız sokaklarda cebinizde en az birkaç bin dolarla gezin, aksi halde ülkenize sıkı bi Uzakdoğu anısıyla dönersiniz. Çünkü, Taiwan’da yolunuzu kesen çete üyeleri eğer üzerinizden çıkan parayı beğenmezse sizi tuhaf bi yöntemle cezalandırıyomuş.

Bi çeteci pantolonunuzu ve külodunuzu indirdikten sonra bi başka ikisi sizi yere yatırıp bacaklarınızı iki yana ayırıyomuş. Finalde ise başka bi çeteci (gerçi bu pantolonu çıkartan da olabilir :) bi bisiklet pompasını en olmadık yerinize sokup, pompalamaya başlıyomuş. Pompalama süresi, üzerinizden çıkan paranın onları ne kadar memnuniyetsiz ettiğine bağlıymış.

Gazetelere yansıdığına göre, cebinde beş doları olan, saatsiz, altın kol düğmesiz iki turist bu korkunç pompalama sonucunda karınları patlayıp, bağırsakları ortalığa yayılacak hale gelmiş.

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Sakın Uyarmayın

Sakın Uyarmayın

Bizim bi arkadaşın babası gece işten dönüyomuş. Bi ara karşıdan farları yanmayan bir araba geldiğini farketmiş. Çift yönlü bi yolmuş bu. Yani araçlar sollama da yapabiliyomuş. Çocuğun babası kornaya basıp, farlarını yakıp söndürerek ışıksız arabayı uyarmak istemiş. Sen misin uyaran, bu araba hemen geri dönmüş ve arkadaşın babasının arabasına arkadan gelip GÜMM diye çarpmış. İçinde de gençten bi oğlan varmış. Üstelik çarpmakla da kalmamış, sollayıp ateş etmeye başlamış. Arkadaşın babası accayip korkmuş taabi. Hemmen yan yollardan birine sapıp, kurtarmış canını.

Sonra en yakın karakola gitmiş şikayet için. Polisler buna, “Yahu ucuz kurtulmuşsun, bizim bölgede her yıl en az 15-20 kişi bu sebepten öldürülüyo” demiş. Meğerse çetelere yeni katılanlar için yapılan bi sınavın içine düşmüş arkadaşın babası. Yeni üye, ışıklarını söndürüp yola çıkarmış. Onu farlarıyla ilk uyaran arabayı da hedef seçermiş. Taabi amaç öldürmekmiş. Zaten bunu beceremeyenin bi ikinci şansı yokmuş, alınmazmış çeteye. Aslında o civarda bilinirmiş bu. Onun için herkes böyle bi araba gördüğünde gazlayıp gidermiş ama arkadaşın babası ne bilsin! Allahtan şansı varmış da kurtarmış paçayı. Yahu böyle de pisi pisine ölüm olur mu be!

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Öğrencilik Hali

Öğrencilik Hali

Gazi Üniversitesi’nde okuyan bi çocuğun sınavları varmış. Akşam da bi’kaç arkadaşı bizimkine ders çalışmaya gelecekmiş. Çocuk bankamatiğini kaptırdığından cebinde beş kuruş parası yokmuş. E, akşam da misafiri var, ne yapıcak? “Migros’tan akşamlık bi şeyler uçurayım işte, nolucak, yapmadığımız şey mi sanki” demiş. Bunun kocaman bi şapkası varmış. Hani olur ya, ciks işi, önü siperlikli falan… Tavukların olduğu bölüme gitmiş, dondurucudan bi bütün tavuk alıp şapkasının altına koymuş.

Usulü öyledir ya, içeride biraz dolaşıp, bi çubuk kraker, çiklet falan bi’şeyler alıp kasaya gitmiş sonra. Çocuk tam cebinden para çıkaracakken birden fenalaşıp BAMM diye yere kapaklanmış. Taabi şapka bi yana, tavuk öbür yana savrulmuş gitmiş. Noluyo felan? Bakmışlar durum kötü, bi taksiye atıp dooğru en yakın hastaneye götürmüşler. Meğer başının üstündeki donuk tavuk çocuğun beyin fonksiyonlarını yavaşlatmış. Doktor, “Eğer trafik filan sıkışık olup da 5-10 dakka geç kalsaydınız ölürdü bu. Beyin zarı donmuş!” demiş.

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Hacıhüsrev’in Yankesiciler

Hacıhüsrev’in Yankesiciler

Okuldan bi arkadaş Bebek kaavenin önünde oturuyomuş. Bunlar muhabbet ederken bi kapkaççı arkadaşın cep telefonunu kapıp kaçmış. Aslında zengin çocuk, koymaz ama cebin telefon rehberinde bissürü önemli telefon varmış. Bu çocuğun abisi de biraz karanlık bi tip. Hemen abisini aramış taabi. Abisi, “Hiç kafana takma, hallederzi. Bana iki saat müsaade et. Sonra da Asayiş Şube’ye gel” demiş.

Dediği gibi iki saat sonra gitmiş bizimki, bakmış abisi Şube Müdürü’yle oturuyo. “Selamın Aleyküm, Aleyküm Selam…” Müdür “Şu içerki odaya geç” demiş arkadaşa, “Bak bakalım telefonunu çalan bunlardan biri mi?” Abicim, bi odaya bütün Hacıhüsrevli kapkaççıları doldurmuşlar. Hepsi kuzu gibi duruyo. Arkadaş tanımış hırsızı. “Bu” deyince Şube Müdürü herife, “Sana bi saat müsaade. Hemen o telefonu buraya getir, ondan sonra da nezarete git. Falakada kendine 100 sopa attır” demiş. Cep telefonu yarım saat sonra arkadaşın elindeymiş aabi… Tanıdığın varsa bu memlekette vezirsin, vezir!

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Akıllı Purocu Faka Bastı

Akıllı Purocu Faka Bastı

Amerika’da bi adam çok değerli ve ender bulunan purolardan bir kutu almış ve bunları her türlü yangına karşı sigortalattırmış. Adam purolarını keyifli keyifli içmiş, sonra da tam sigortanın son taksidinin ödeme günü geldiğinde, “Purolarım seri yangınlar sonucunda yandı. Zararımı karşılayın” diyerek sigorta şirketine başvurmuş. Şirket taabi ödeme yapmayı reddetmiş. Gerekçe de, puroların “alışılmış” yöntemlerle yanmasıymış. Bunun üzerine adam da mahkemeye başvurmuş.

Hakim davayı adamın lehine sonuçlandırmış. Çünkü elindeki sigorta poliçesinde “kabul edilemez yangınlar” diye bi madde yokmuş, purolar her türlü yangına karşı sigortalıymış. Şirket karşı davanın uzun süreceğini ve sonunda da başarılı olunamayacağı ihtimalinin yüksek olduğunu gördüğünden kararı kabul etmiş. Adama “zararı” karşılığında tam 15 bin Amerikan doları ödenmiş.

Fekaaat, olay asıl bundan sonra başlıyo: Sigorta şirketi adam parasını tahsil ettikten sonra polise başvurmuş ve purocuyu 24 kundakçılık olayından suçlu göstererek tutuklattırmış. Sigorta poliçesini ve mahkemedeki ifadesini de delil olarak mahkemeye sununca adamın kaçacak yeri kalmamış. Bizimki ender bulunan puroları bilerek ve isteyerek “kundaklamak” suçundan hepsi başına birer aydan toplam 24 ay hapis cezasına çarptırılmış!

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Sağ Tek, Sol Tek

Sağ Tek, Sol Tek

Adamın biri yurtdışından Timberland marka ayakkabı ithal edicekmiş. Ama öyle böyle değil, 20-30 bin çift ayakkabı. Aşağı yukarı 100 dolara satılan bu ayakkabıların vergisi de korkunçmuş taabi. Girişimci adam, “Naapsam da bu vergiden yırtsam” diye düşünürken aklına bi hinlik gelmiş. Amerika’daki fabrikayı aramış ve ayakkabıların sadece sol teklerini konteynere koyup İzmir limanına göndermelerini istemiş.

Fabrikadakiler bi’şey anlamamışlar ama istenen sol tek ayakkabıları göndermişler yine de. Fakat adam, yaptığı plan gereği, gelen mala sahip çıkmamış. Kanuna göre de, 15-20 günden sonra, sahibi bulunmayan mallara devlet el koyarmış ve açık artırmayla satışa çıkarırmış. Usul gereği ayakkabılar bu şekilde satışa çıkarılmış ama 30 bin çift sol tek ayakkabı! Kimin ne işine yarar? Adamımız artırmaya katılıp, doğal olaraktan kimsenin rağbet etmediği ayakkabıları ölü eşek fiyatına satın almış devletten. Sağ tekler de aynı yöntemle 1 ay sonra İstanbul limanına gönderilmiş. Uyanık arkadaş, yine aynı numarayla ayakkabıları yok fiyata almış ve böylelikle onbinlerce çift ayakkabı bi’kaç yüz dolara; vergisiz mergisiz, “pırıl pırıl” içeri sokulmuş!

Efsanenin can alıcı noktası ise, anlatanın, “Bu olaydan sonra kanun değişmiş, aynı şeyi deneyen başkaları çok kötü patlamış” demesi…

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Cin Fikirli Mahkum

Cin Fikirli Mahkum

Amerika’da, müebbet hapis cezasına çarptırılan bi adam, sabah akşam hapishaneden kaçmanın yollarını düşünüyomuş. Bi gün bahçede volta atarken gardiyanların bi tabutu cenaze arabasına yüklediğini görünce nihayet aylardır aradığı fikri oracıkta bulmuş. Burası büyük bi cezaevi olduğu için her hafta mutlaka 2-3 kişi Tanrı’nın rahmetine kavuşuyomuş. Mahkum, gardiyanlardan birine, cenaze olduğu bi gün tabuta konularak kaçırılması karşılığında epey yüklüce para teklif etmiş. Gardiyan korktuğundan başta biraz mızırdanmış ama sonra paranın cazibesine kapılıp kabul etmiş.

Gardiyan adama, gece cenazelerin bekletildiği yerin anahtarından yaptırıp vermiş. İlk cenazede adam tabutun içine girecekmiş. Cenaze defnedildikten sonra da, gece gardiyan gelip adamı mezardan çıkaracakmış.

Plan aynen uygulamaya konmuş. Kaçma ateşiyle yanıp kavrulan mahkum ölüye aldırmadan sıkış tepiş tabutun içine girmiş. Sabah da gardiyanlar tabutu cenaze arabasına yüklemişler ve mezarlığa götürüp laf olsun diye yapılan bir dini törenle gömmüşler.

Mahkum tabutun içinde sabırsızlanarak gardiyanın gelip onu çıkarmasını bekliyomuş. Epey vakit geçtiği halde gelen giden olmayınca biraz biraz endişelenmeye başlamış. Bayağı bi zaman geçip de hala gelen olmayınca bizimki hafiften tırsmaya başlamış. “Acaba kendim çıkabilir miyim?” diyerek etrafı araştırmak istemiş. Cebinden zar zor çakmağını çıkarıp yakmış. Tabutun üstünü incelerken gözü bi an yanındaki ölüye takılmış. Ve o an donup kalmış! Yanındaki ceset anlaşmayı yaptığı gardiyanmış!

Kategori: Suçlu
May-10-2008

Otobüste Dehşet

Otobüste Dehşet

İzmir’de bir belediye otobüsünde kadının biri yanında oturan adamın karnını tutarak iki büklüm oturduğunu farketmiş. Adamın tipinden tırsmış önce, ama dayanamamış ve adama “Beyefendi iyi misiniz” diye sormuş. Adam daha bir önüne eğilmiş. Hiç ses çıkartmıyormuş. Kadın, bayıldığına kanaat getirip adama dokunmuş ve “Kötüyseniz, şoföre söyleyelim, dursun” demiş. Ama adam aniden doğrulup “Sen kendi işine bak” diye resmen hırlayınca, kadın iyice korkmuş.

Ama kadın çok meraklı bir tipmiş. Adamı yan gözle izlemeye başlamış. Gözü birden adamın ayaklarının dibindeki karaltıya takılmış. Dikkatlice bakınca gördüğünün kan olduğunu anlamış ve çığlığı basmış. Diğer yolcular ne oluyor diye kadına yönelince, adam kaçmaya çalışmış ama yakalanmış. Şoför de olay çıktı diye, ne olduğuna hiç bakmadan kapıları kiliteyip, otobüsü karakola çekmiş.

Olayın aslı karakolda anlaşılmış. Meğerse adamın kucağında, gazete kağıdına sarılı bileğinde altın bilezikler olan bir kadın kolu varmış. Kan koldan damlıyormuş. Adam kapkaçcıymış. Arkasından arabayla yaklaştığı kadının kolundaki bileziklere asılınca, kadıncağızın kolu bileğinden kopmuş. Adam da panik içinde arabasını terk edip, belediye otobüsüne atlamış.

Kategori: Suçlu