Mig Efsanesi Nasıl Yıkıldı?
Mig Efsanesi Nasıl Yıkıldı?
Malum, soğuk savaş yıllarında Rusların MIG-27 ve MIG-29 uçakları yüksek teknolojileri ve tahrip güçleriyle nam salmıştı. Sovyetler yıkılana kadar da bi MIG-29′un neye benzediği tam olarak bilinmiyordu. Nükleer başlık da taşıyabilen bu uçakların fotoğrafları bile yoktu Batı ülkelerinin elinde. Sadece bi takım varsayımlara dayanan MIG-29 maketleri yapılmıştı, o kadar. Daha doğrusu resmi kaynaklar böyle yazıyo ama işin aslı başka. Biz olmasak… Ulan şu Amarikalılar var ya, yatıp kalkıp elimizi öpseler yeri. Zaten icatların çoğunu da Kur’andan baka baka yapmışlar, hatta hala daha öyle yapıyolarmış.
Günlerden bi gün Kızıl Ordu’dan bi Sovyet yüzbaşı, inim inim inleten baskıcı rejimden kaçıp Türkiye’ye iltica etmek istemiş. Pilot Leningrad’daki üsden gaza bi basmış, hoop, aynen Trabzon. Altında da canavar gibi bi MIG-29! Garnizon komutanı uçak iner inmez hemmen Ankara’ya haber Devamini Okuyun »
Kategori: Askeri


Osmanlı’nın ortalığı toz duman ettiği yıllar… Avrupa’da “Arthur oğlum, o tabakta bi köfte kalırsa seni Türklere veririm vallaha” lafının çıkıp da halk arasında deyim olduğu zamanlar yağni.
donanmasından bi askere Teksas’taki evinden, içinde video kaset olan bi paket gelmiş. Savaşın o rezilliğinde çok zor olmasına rağmen komutanların yardımıyla bi video bulunup dinlenme odasına konmuş. Çocukla beraber gemideki diğer askerler de “biraz memleket havası almak için” videonun başına kurulmuş. Önce askerin anne-babası, kız kardeşi, oğlu çıkmış, “onu ne kadar çok sevdiklerini, oradaki herkese selam gönderdiklerini” falan söylemişler. Arkasından çocuğun çok sevdiği köpeğinin “en iyi eğitilmiş köpek” seçildiği yarışmadan görüntüler başlamış. Herkes çocuğu tebrik edip, sırtını sıvazlamış.
Bakın şimdi herifler nası aklanmış: O dönemde bi Rus askeri uçağı Japonların hava sahasını ihlal etmiş. Japon hükümeti de doğal olarak Rusya’dan olayı soruşturmasını istemiş. Rusların istemeye istemeye, yarım ağız yaptığı açıklamadan sonra “gökten düşen ineğin” sırrı da çözülmüş. Dışıişleri’nin gönderdiği özür mektubu aynen şöyleymiş. “Maalesef askeri kargo uçaklarımızdan birinin personeli emirlere uymayıp, kuraldışı davrandığından hava sahanız ihlal edilmiştir. Kaptan Pilot Yüzbaşı Arnsky’nin verdiği ifadeye göre uçağa, çalıntı olduğunu tahmin
dağıtılacakmış. Hava, kara, deniz olmak üzere üç ayrı ambalajda hazırlanması istenmiş prezarvatiflerin. İşin can alıcı noktası ise boyutlarıymış. “Rusya’da duyulunca askerlerin morali sıfır olur” denilerek şu ölçüler istenmiş: En 8, Boy 30 cm.
Devir Kore Savaşı günleri. Ne idüğü belirsiz bi savaşın içine müttefiklere hoş görüneceğiz diye dalmışız. Amarikalılar, “zaten bizim navy aslanları işi bitirir ama hadi Türkler de istiyor, hevesleri kırılmasın, gelsinler bari” diye hafiften burun kıvırarak karşılamışlar bizim hükümetin savaşa katılma kararını… Vaay, Coni’ye bak. Sen ne zaman adam oldun lan gavur! Sen önce tuvaletine taharat musluğu taktır, kıçındaki b.kla geziyosun…
Yedek subay olarak askerlik yapanların kulaktan kulağa anlattığı bi hikayedir bu. Olayın Foça’da geçtiği rivayet edilir. Kadınlar ve askerliğini yapmayanlar için açıklayayım, orduda illa ki önce küçük rütbeli selam verir, sonra da büyük rütbeli bu selamı alır. Bi gün birlik içinde bi yedek subay (asteğmen yani) yürürken yanından birlik komutanı olan paşaya ait makam arabası geçer. Flaması açıktır. Bu da paşanın aracın içinde olduğunu gösterir ve tüm askeri personel arabaya selam vermek zorundadır.
bölüğün sancağını çalıp, Genelkurmay’a teslim eden askerler hemen terhis ediliyomuş. Ancak işin tehlikeli yanı, bu konunun bölük komutanları tarafından onur meselesi yapılmasıymış. Yani sancağı çalan askerin, bölüğün şerefinin temizlenmesi adına, vurulmasına kadar varabilirmiş bu iş.
Olay 1974 yılında yapılan Kıbrıs Harekatı’nda yaşanmış. Savaş sırasında bir gün, bizim askerlerden birinin yanına bir başka Mehmetçik gelmiş. Biraz hoşbeşten sonra, ailesine ulaştırması için ona bir mektup vermiş. Bizimki, “Kardeşim savaştayız. Kimin ne olacağı belli değil ki. Belki sen gidersin de, ben kalırım” dese de diğer asker, sürekli, “Hayır sen gideceksin, ben kalacağım,” diyormuş. Sonunda başa çıkamayınca razı olmuş. Mektubu götüreceğine söz vermiş. Bir daha o askeri görmemiş. Bi süre sonra da olayı unutmuş.
E adam dünyanın sayılı gemilerinden birinin kaptanı ya, sinirlenmiş haliyle. “Burası USS Missouri, tamam. Biz ağır tonajlı bir gemiyiz. Bu yüzden manevra yapmamız zor, tamam. Dolayısıyla geçiş hakkı bize aittir. Bu yüzden rotanızı değiştirmeniz gerekmektedir, tamam” gibi ültimaton yollu konuşmuş. Karşı taraf ise olumsuz cevabında ısrar etmiş: “Bu ısrarınızı anlayamıyoruz, tamam. Mümkün değil. Siz rotanızı değiştirin, tamam”.
getireceklermiş.
Japonların Pearl Harbor baskını sırasında ABD gemileri arasında batmayan tek gemi, Japonların üzerinde kızıl haç işareti olduğu için batırmadığı ilkyardım gemisiymiş. ABD için savaş tarihinin en büyük facialarından birinden sağ kurtulan bu gemi, Pearl Harbor’da başarı gösteren tüm askerlere verilen madalyaların üzerine işlenecek kadar önemliymiş.